FRANSIZ BALKON..(*)

Fransız balkonu bilmem ama Akdeniz balkonunu çocukluk yıllarımdan bilirim.

Türkiye’nin yazı hayli sıcak geçen güney şehirlerinden birinde büyüdüm. Sıcaklardan korunmanın en iyi yolu; sabah veya öğleden sonra güneşi arkasına almış odanın balkonuna yayılıp serinlemeye çalışmak olurdu. Bir apartman dairesi veya bahçeli yer evleri olsun hiç fark etmezdi, yeter ki balkonu olsundu. Sıcak iklimlerde balkonun çok sayıda olması, genişçe balkonlarının bulunması evlerin fiziki ve sosyal koşulları bakımından yaşamsal değerdedir güneyde. Bir evin tercih edilme sebebi olarak rahatlıkla balkon meselesini başa alabiliriz bu yörelerde.

Oysa Fransız balkonlar dardır, birkaç adım atmamıza olanak sağlayacak genişliktedir. Zorlarsak belki kimi binalarda Fransız balkonlara iki kişilik minik bir masa yerleştirebiliriz. Tarsus, İskenderun, Adana, Antep ve Antakya’nın en az iki metre genişliğindeki balkon sefasından sonra Fransız balkonun genişliği elli santimetreyi geçmez bile.

Türk siyasi hayatının önemli sahnelerinden birisi de balkon olmuştur. Ecevit’in mavi gömleği, Demirel’in fötr şapkası, Erbakan’ın altı kızardı kızaracak kadayıfı kadar Erdoğan’ın her seçim zaferinden sonra mikrofonuyla çıktığı balkon unutulmaz anılarla doludur. Erdoğan’ın hatipliğini konuşturduğu bembeyaz badanalı AK Plaza’nın Söğütözü balkonu,kuşkusuzFransız balkondan daha geniştir.

Bağı bahçesi olmayanlar, gidecek köyü bulunmayanlar pandemi krizinde betondan şehirlerde kendilerini balkonlara attılar. 65 yaşın üstündekiler, okulları tatil edilmiş 20 yaş altı çocuklar ve gençler balkonun gediklisi oldular. Bir de üstüne 10 Nisan, 23 Nisan ve 1 Mayıs sokak kısıtlamaları eklenince oldukça kalabalık bir nüfusla kortej oluşturacak kadar balkonları doldurmuş olduk.

Covid-19, virüs, salgın, pozitif vaka, Fahrettin Koca, iyileşen hasta, ölen hastalar, entübe, test sayısı ve eczanede hazır maske derken dilimiz, korkularımız, ekşi mayalı ekmek tariflerimiz ve balkonlarımızın da anlamı değişti bu arada. Kıymete bindi balkonlarımız.

Biz hane halkı olarak dün balkonu temizledik,derleyip topladık, virüs belasına karşı iyice havalandırdık. Zira kapkara günleri bertaraf edecek güzel bir esinti, bir Mayıs vakti bekleniyorduve bütün ümidiyle geldi. Dünyayı kasıp kavuran salgın ateşinin ortaya çıkardığı sonuçlar iç karartıcı olsa da 1 Mayıs bizim sokağımıza gelmiş, balkonumuzdaki yerini almıştı artık. Umutlanmaya, yenilenmeye, silkinip ayağa kalkmaya ihtiyacımız çoktu ve birbirimize omuz verdiğimizi hissettiğimiz, hissettirdiğimiz büyük gün gelip çatmıştı. Bizim hanenin balkonu da neredeyse hazır sayılırdı. Şu aralar virüslü ve hastalıklı dünyayı nasırlı elleriyle ve yorgun bedenleriyle var eden, ayakta tutan o büyük ve kalabalık ve kederli ve şimdilerde hastanede, şantiyede, tarlada, fabrikada ölüme terk edilen işçi sınıfının birlik, mücadele ve dayanışma günü için balkonumuz heyecanlıydı. Öyle ki bizim balkonun heyecanı; Fransız, Akdeniz, Söğütözü balkonunun heyecanından büyüktü.

Dilek Tahtalınınresmini hazırladım. Amasya Gümüşhacıköylü 33 yaşındaki Dilek, ilk korona virüsü tanısı konulan sağlık emekçilerinden.Henüz Sağlık Bakanı pandemi ile ilgili gecenin bir yarısında bizi ekran başında toplamamışken Dilek hemşire, sosyal medya aracılığıyla 7 Mart günü hastalığını duyurmuştu. Buna rağmen İstanbul’da iki ayrı hastanede yer bulamayan ve en son Bakırköy Sadi Konuk Araştırma Hastanesinde can veren Dilek’in yaşadıkları yürekleri parçalamıştı. Dilek Tahtalının ölümü; ihmalin,performansçı sağlık sisteminin ve sağlıkta piyasalaşmanın can aldığı bir sonuç olarak belleklerde kalacak

Bizim balkondaki 1 Mayıs coşkusunu hüzne çeviren ikinci fotoğrafı yakama iliştirdim. Türkiye’de ilk Covid-19 tanısını koymuş hekim Cemil Taşçıoğlu’nun ölümü sarsmıştı hepimizi. İstanbul Tıp fakültesinin öğretim üyeleri arasında yer alın Cemil Hoca’nın ardından bir öğrencisi bakın ne demişti; “Hipokrat’ın Çapa koridorlarında dolaşan ruhudur.”Evet, belli ki o ruh orada hep kalacak. Bilim ve akıl ile yönetilmesi gereken bir ülkede bu ruhun varlığını sürdürmesi önemliydi, yaşadığımız acı kayıplar, koruyamadığımız sağlık çalışanları bu gerçeği yüzümüze vurdu.Cemil Taşçıoğlu’nun özverisi, anısına sahip çıkılması gereken bir tıp kültürünü ve iyi hekimliği temsil ediyordu. Bunu kuşkusuz unutmayacağız.

Üçüncü fotoğrafı da, salgında can veren bir işçinin anısı için balkonun kenarına astım. Hiç tanımadığımız, yüzünü görmediğimiz bir kimsenin ölümünden sonraki kayıp hissi değildi bu; herkesin tanıdığı bir işçinin herkesçe bilinen hikayesi yaşandı İstanbul Galataport şantiyesinde. DİSK’e bağlı Dev Yapı-İş Avrupa Yakası Temsilcisi Hasan Oğuz, maskesiz, eldivensiz her gün şantiyeye gönderilen bir inşaat emekçisi idi. “İşe gitmeyecek olursa açlıktan, işe gidecek olursa virüsten ölecek” milyonlarca emekçiden birisi idi. Vahşi piyasa sistemini işletmeye, sermaye sınıfını korumaya yemin etmiş bir iktidar, açıkladığı paketlerin içinden ne sağlıklı bir maskeyi ne ücretli izini ne de Hasan’ın sağlığını ve yaşama hakkını çıkarabildi.

Halk sağlığı ve iş güvenliği taviz verilmeyen bir iktidar politikası olsa idi Hasan Usta ile birlikte bizim balkondan“1 Mayıs Marşını bağıra çağıra haykıracaktık;

“…Günlerin bugün getirdiği, baskı zulüm ve kandır.

Ancak bu böyle gitmez, sömürü devam etmez,

Yepyeni bir hayat gelir, bizde ve her yerde.

1 mayıs, 1 mayıs işçinin, emekçinin bayramı

Devrimin şanlı yolunda,ilerleyen halkların bayramı...”

Salgın boyunca fabrikaları sonuna kadar açık tutan, işçileri ölümüne çalıştıran, maske dağıtım işini beceremeyen, özel uçaklarla İsviçre ve Rusya’dan seçilmiş Covid-19’lu hasta yurttaşları memlekete taşıyarak gösteri yapan, belediye yardım hesaplarını bloke eden, aşevi kazanlarını deviren, her akşam açıkladığı vaka sayılarını kamuoyu tepkisine göre belirleyen, sosyal medyada açığa çıkan tepkileri sürek avına dönüştüren, ekonomik yönden bitme noktasına gelmiş milyonlarca yurttaşı kredi vererek borçlandıran ve hala bu yaşananlar yetmezmiş gibi halka IBAN numarası göndererek para toplayan siyaset anlayışına edilecek söz tükenmiş durumda yahut taşmış halde bir yerlerde birikiyor.

Osmanlı'nın ilk kadın şairi Yaşar Nezihe’nin sözleriyle balkon konuşmasını bitirelim…

1 Mayıs ey işçi

Bugün hür yaşamak hakkı seninken

Patronlar o hakkı senin almışlar elinden

Sa’yınla edersin de tufeylileri zengin

Kalbinde niçin yok ona karşı yine bir kin?

Ey işçi...

Mayıs birde bu birleşme gününde

Bişüphe bugün kalmadı bir mani önünde...

Baştanbaşa işte koca dünya hareketsiz; yıllarca bu birlikte devam eyleyiniz siz

Sayende saadetlere mazhar beşeriyet

Sen olmasan etmezdi teali medeniyet

Boynundan esaret bağını parçala, kes, at!

Kuvvetedir hak, hakkını haksızlara anlat..."

*Balkon kapısı açıldıktan sonra bir adımlık mesafe kadar dışarıya çıkması olan, önü korkuluklu bölüm olarak tanımlanıyor. En fazla bir sandalyeye, nadiren de küçük bir masaya izin veren Fransız balkonları, dar ölçülerine rağmen çiçeklerle bezenen şık görünümleriyle de beğeni topluyor.