Cumhuriyetin yılmaz savunucusu olmak zorunda bırakılmak

Nabi Hoca’nın katıldığı Muharrem Esen’in sunduğu 26. Gün programını izlerken, akademisyenlerin siyasi faaliyetler konusunda ellerinin ne kadar zayıf olduğunu gördüm. Bu durum siyasetin Nabi Hoca gibi bir bilgi ve birikim abidesi kişinin yetenek ve kabiliyetin üstesinden geldiği anlamını taşımıyor elbette. Belki, siyasi arenanın bilgi ve birikim ile kurduğu mesafeyle alakalı bir konu. Tartışılır…

Program genelinde Yılmaz Büyükerşen eleştirisi hakim. Mevzu Büyükerşen’i eleştirmek olunca programdaki bir gazeteci Nabi Hoca’yı konuşma zahmetinden bile kurtarıyordu.

Nabi Hoca gazeteciye sadece “haklısınız” diyerek katkı sunmak durumunda kalıyordu zaman zaman.

Gelelim Nabi Hoca’nın söylediklerine.

Temel sorunlardan bahsediyordu Nabi Hoca.

Nabi Hoca’nın  temel sorunların varlığı ile ilgili iddialarına Yılmaz Hoca veya ekibi illa ki seçim sürecinde cevap verecektir.

 Ama benim dikkat çekmek istediğim konu bambaşka.

Nabi Hoca programın bir yerinde temel sorunların ‘cumhuriyetin yılmaz bekçiliği’ ile ne alakası var diyerek, Yılmaz Hoca’nın hizmet üretmekten daha ziyade hamasete sığındığını ve cumhuriyetin yılmaz savunucusu olma yolu ile insanları gıdıkladığını belirtiyor.

İşin aslı Yılmaz Hoca ve onun gibiler ülkenin bugün içinde bulunduğu zorlukların en büyük nedeni olarak Cumhuriyet değerleri ile açılan mesafeyi görüyor.

2018 güncelliğine cumhuriyet geleneklerine geri dönülmesi konusunda her fırsatta çağrıda bulunuyor.

 Güncel ve anlaşılabilir bir eleştiri.

Asıl anlaşılmayan 2018 Türkiye’sinde hala 1930’larla kavga halinin devamlılığı.

Hala, alınmayan bir rövanşın varlığının kendisini hissettirmesi.

Yılmaz Büyükerşen, 2018’de ülke kapısında biriken sorunların bertaraf edilmesi için reçete olarak sunduğu cumhuriyet değerlerine dönme çağrısının muhatapları var.

 Bu çağrıya yanıt verecek kişi ve kurumlar mevcut.

Daha önemlisi kamuoyu da gelinen noktada da çözüm ve çare arayışında.

1930’lar ile yapılan kavganın muhatabı kim?

Örneğin; her fırsatta Mustafa Kemal ve İsmet İnönü’nün bir şekilde gündeme taşınması nasıl bir sorunun, hangi çözümü.

Hangi korkuyu ayaklandırma çabası…

Nabi Hoca’nın, andımız ile ilgili olarak söylediklerine değinmeden geçiyorum. Ancak Yerli Malı Haftası ile ilgili olarak söylediklerine değinmeden geçemeyeceğim.

Kendiliğinden sönümlenmesi ve nihayetinde ortadan kalkmasından dem vurarak güncelliğini yitirmesinden söz ettiği bölüme geliyorum yani

 O işin pek de kendiliğinden olmadığını düşünüyorum.

 Elbette tartışılır.

Örneğin 80 darbesi ve 24 Ocak kararlarını yad etmeden yerli malı neden lüzumsuz hale geldi konusunda bir şeyler söylemek zul gelir bana.

Yerli Malı Haftası iki muz, bir elmaya fit bir görüntü değildi üstelik.

Anlam ve içerik olarak bir değer taşıyan Yerli Malı Haftasını yakalan ya son, ya da sondan bir önceki jenerasyonum .

Örneğin Yerli Malı Haftasında, yerli malı ile ilgili şiirler okunur, kompozisyonlar yazılırdı.

O dönem yazılan şiirleri o yaşta olmama rağmen beğenmezdim.

Kafiye ve redifteki zorlama içe sinmezdi.

Şimdi o şiirlere iğreti olmamın nedenini anlıyorum.

 İçselleştirilmemiş bir mevzunun anlamlandırma çabasıymış o şiirler.

Yakın zamanda yerli malının, bir hayal ve bir geçmiş zaman güzelliği olarak kalacağından şüphe duymayan, geçmişte anlaşılmadığı gibi günümüzde de anlaşılmayan, gelecekte de anlaşılmayacak bir mevzu olarak gören bir kişi olarak o günlerden kalma bir şiirler veda edelim derim.

YURDUMUZDA YETİŞİR

Meyvenin en tatlısı

Sebzenin kat katlısı

Buğdayların en hası

Yurdumuzda yetişir.

Çilek,vişne,portakal.

Çeşit çeşit elmalar

İncir dersen,içi bal

Yurdumuzda yetişir.

Erik,badem,zerdali.

Ya, duta ne demeli?

Ayva,üzüm,şeftali

Yurdumuzda yetişir.

Mandalina,ayvalar

Kavun,karpuz ve de nar.

Pırasa,karnabahar

Yurdumuzda yetişir.

Bunu herkes bilmeli.

Yurda hizmet etmeli.

Kalkınmak istiyorsak

Yerli mal tüketmeli

Şiir size de çok zayıf gelmiştir. Fakat bu şiirde son bakılacak şey zaten şiirdeki sanatsal yetkinliktir. Meyveye baksana, sebzeye baksana.