18 MADDE VATANDAŞIN UMURUNDA DEĞİL...

          Söze besmele çekip her başlayanın 18 maddeyi anlattığı şu günlerde dikkatimi başka bir konu çekiyor. İnsanlar 18 maddenin açıklanmasından ve her ağızdan farklı bir şekilde yorumlanmasından fena halde sıkılmış.18 maddeye değil, referandum sonrasında ülkenin nasıl bir rotaya gireceğini merak ediyor herkes. Anayasa’nın bir veya birkaç kez çiğnemesinde bir sakınca görmeyen iktidarları hafızasına kaydeden vatandaş Türkiye’de yazının uçuculuğunun farkında…
Bu noktada özellikle iktidarı çok ince bir şekilde gözlemliyor. Alametlerden, kehanet üretmeye çalışıyor. Ellerinde 15 yıl gibi sağlam bir gözlem raporu mevcut.
Örneğin evet kanadının ortaya attığı “hayırcılar teröristtir” lafını insanların satın almadığı rahatlıkla söyleyebilirim.
Çünkü pek çok insan komşusunun ya da akrabasının hayır kullanacağını biliyor ve fabrikada çalışan Ahmet’in, öğretmenlik yapan Mehmet’in terörle alakasını çözemiyor.
İnsanlar, evet kanadının güç ve istikrar söylemlerinden de çok fazla etkilenmiyor. İki, söylemde 15 yıllık süre boyunca yıpranmış bir hüviyete sahip.
Öte yandan “evetin” bir şeyleri değiştirme vaadi insanları en çok cezbeden özelliği. Fakat  evet kanadı, bu değişimin ne olacağını sloganlarla değil, somut bir şekilde, anlatması gerekiyor. Dolayısıyla  akılara mıh gibi çakılmış “referandumda evet çıkması halinde  alt ve orta sınıfın somut kazanımları ne olacak” sorusunun halkı çok fazla ilgilendirmeyen güç, istikrar, 4 yanımız düşmanlarla çevrili gibi söylemlerden arındırılmış, net bir şekilde anlatılması gerekiyor.
Mevcut durumdaki ayrıştırma eğiliminin referandum sonrasında devam edip etmeyeceği ciddi şekilde akılları karıştıran bir diğer önemli konu.. Çünkü aynı soyadı taşıyanların biri hayır, diğeri evet demesi halinde bir diğerinin tercihinden dolayı herhangi bir baskıya muhatap olmasını istemiyor. Bu durum evet kanadının daha ılıman limanlara çekilmesi gerektiği yönünde ciddi ipuçları verse de, henüz evet kanadından böyle bir adım atılacağına dair ipucu göremiyoruz
           Hayır kanadına gelir isek hayırcıların en büyük handikabı yeni bir şey vaat edememesi. “Hayırcıların” en çok dillendirdiği konu “evet” çıkması halinde ülke şartlarının daha kötüye gideceği. Mevcut durumun korunması oldukça zayıf bir argüman olarak görünse de çizilen felaket senaryoları kitleleri etkilemeyi başarıyor. Öte yanda hayırcıların tek adam retoriği ülke insanında karşılık bulmuyor. Ülkenin bir ya da yarım adam tarafından yönetilmesinden daha önemli bir şey varsa, o da ülkenin nasıl yönetileceği konusudur. Bu yüzden ülke insanın yarısı tarafından kabul gören Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın tek adamlığına vurgu yaparak hayır cephesinin genişlemesi mümkün görünmüyor.
       Kabul edelim; hayırcılar ile evetçiler referandum yarışında aynı şartlarda mücadele etmiyor. Evet kanadı iktidarda olmanın vermiş olduğu pek çok olanakla bastırıyor. Ancak ülke insanının referandumda karar verirken ortalıkta gezinen söylemlerden, televizyon haberlerinden, gazete manşetlerinden, alan hâkimiyetinden çok daha öte bir yerde “doğru” arayışlarını sürdürdüğünü gözlemliyorum. 18 maddeyi umursamadan geçmişteki tecrübelerine “ki bu tecrübeler artık 15 yıllık Ak Parti iktidarını da kapsıyor” bakarak rotasını çiziyor, zaman daraldıkça yönler daha da belirginleşiyor.