Kötü zeytin...

Soner uçak yazdı...

Nimete kötü demek olmaz ya!

Bir zeytin sofraya gelip, tekrar aynı şekilde dolaba gidiyor, ertesi  gün yine masaya konup tekrar dokunulmadan dolabın yolunu tutuyorsa kötü zeytindir. Yemezsin, ama o zeytin menüyü zenginleştiriyor sofraya renk katıyordur. Orada olması lazım.

***

AK Parti dezenformasyon yasasını sırtımıza ha vurdu ha vuracak. İktidardan sırtımıza gelecek okkalı sopayı bekliyoruz. Bakalım hasar kaydımız ne kadar olacak? Düşünmenin suç olmadığının farkında bir birey olarak, düşüncemizi nasıl yayacağımız ile ilgili olarak ciddi kafa patlatacağımız bir sürece girdiğimizin farkındayım!

***

Zeytin masada…

AK Partili Murat Özcan’a (ortaya herhangi bir belge konulmadığı için) iftira atıldı.

150 ton yağ stoklamış!

Zeytin masada

Besleme gazetecidir o zeytin…

***

Olay meclise geldi. Önce Murat Özcan serzenişte bulundu.

Ardından Kazım Kurt zeytini aldı ağzına; yenilmiyor meret.

Oyksa ki; Kazım Kurt “Gazetecilik yapmaya çalışan, ancak beş para etmez adamlardan alacakları üç beş kuruşa muhtaç oldukları için gazetecilik yapamayan arkadaşlar var. Gelin, bu arkadaşları özgürce gazetecilik yapmaları adına bir yol yöntem bulalım” deseydi efsane olurdu.

Ancak gelinen nokta; selam vermeyelim, ümüklerini sıkalım, yok edelimden ibaret.  Bu iktidar körlüğüdür. Eldeki tek şey çekiç ise bütün sorunlar çivi olarak görünür.

***

Biliyoruz ki; patronların kar zarar hesaplarına sıkıştırılmış gazetecilik, politikacının verdiği zarfa muhtaç olmuş gazetecilikten farklı değildir. Fakat dediği yöntem en azından biz faniler için uygulanabilir. Örneğin ben para ile ruhun satın alabileceğini düşünen tüm embesillerle ilişkiyi kestim. Birey olarak sadece tavır geliştirebilirsin, hayatı değilse bile, hayat ile kurduğun ilişkiyi karınca kararınca belirleyebilirsin. Ancak kurumsal bir güç daha farklı yolları elbette bulabilir. “Bana ne canım ben gazetecilerin derdi ile mi ilgileneceğim” demek olmuyor. Gün geliyor o küçük taş ayağına değdiği zaman feryadı basıyorsun.

Özgürleştirilmiş aklı ve ruhu bağımsızlaştırılmış gazeteciye sağlıklı toplumların ihtiyacı var. Aklı ve vicdanı hür gazetecilerin de o sağlıklı topluma. Geçim kaygısı çeken bir gazeteci meslektaşım ile bir gün yolda yürürken, hayatı devam ettirmenin gazeteciler için ne kadar zor olduğundan bahsediyorduk. Arkadaşım neden sonra “ihaleleri başkaları alırken, pelerini gazeteciye verip Süpermen’sin sen koçum” denilmesinden ifrit olduğundan bahsediyordu. Şimdi o pelerin yırtılıyor.

Bence, şehir olarak şuna karar verilmeli; size aklı ve vicdanı hürleştirilmiş gazeteci lazım mı değil mi? Şayet lazım olmadığı kanısındaysanız. İki gazeteci dostunuz, birkaç yakın gazete patronu ile yolumuza bakarız diyorsanız zaten yol da sizin yordam da.

Bu işler böyledir. Bazı zeytinler sırf masayı zenginleştirsin diyedir.

Haberler