Halkla Başları Dertte!

Yahya Kaya yazdı...

Bu ülke bu halktan ne çok çekti(!)

Oysa yerimizde mesela, Finlandiya halkı olsa ne de güzel ülke olurduk!

Halk dediğin ‘yaradılıştan’ böyle. Ne yaptıysa kendi kendine yaptı.

Zaten halkın şu anki durumunda, tarihsel gelişiminde

Ne gelmiş-geçmiş siyasi iktidarların, eğitim sistemlerinin,

Ne de hukuk kurallarının, hakimüretim ve insan ilişkilerinin hiç etkisi yok.

Onlara göre; halk ne oturup kalkmasını bilebildi, ne doğru düzgün oy vermesini…

Dün salonlarda onlar gibi dans edemiyor diye kendisine burun kıvrılıyordu,

Bugün de diğerleri gibi ‘reis’ leb demeden çorum demediği için kınanıyor.

‘Dayanamıyorum, ölüyorum’ dediğinde provokatörlükle, komploculukla suçlanıyor.

Diyorum ya halk hep suçlu. Ne İsa’ya ne Musa’ya yaranabildi.

Ahmet bana benzemiyor, ben Mehmet’i seçeyim dedi.

Şimdi Mehmet’ten azar işitip duruyor.

Diğeri İstanbul Türkçesi ile azarlıyordu. Bu ağzını da bozuyor.

****

Neyse biz asıl konumuza dönelim…

Yani taşındığından vatandaşın haberi olmadığından

Devlet Hastanesi acil servisi önüne gittiği için azar işittiği şehir hastanesine.

2 Eylül Gazetesi’nin manşetini görenleriniz vardır belki? 

‘Bir De Şehirde Yaşıyorlar!’
Hem hastanenin adına gönderme yapılmış, hem de vatandaşın şehir kültürü almaması manşetten teşhir(!) edilmiş!

Gazeteye göre vatandaş hem bu şehirde yaşayıp hem hastanenin taşındığı tarihi nasıl bilemezmiş?

Hiç kent soylu bir davranış değil!

O gazete ki şimdiye kadar hep birilerini, halka üstten bakmakla-davranmakla eleştirmiş.

Ama vatandaş şehir hastanesinin taşındığını duymayınca, azarı çekivermiş.

Oysa gazeteler nasıl da boy boy haberlerini yapmıştı! Ama tabi, halkımız okumuyor!

Sağ-‘sol’, çağdaş-muhafazakar fark etmiyor. Tepki ortak: ‘Halk okumuyor!’

Evet, halk bu gazeteyi takip etse belki devlet hastanesinin kapandığını öğrenecek,

Şehir hastanesinin yolunu tutacaktı.

Ama şehir hastanesiyle ilgili tüm gerçekleri yine de öğrenemeyecekti.

Onların bir kısmından da biz bahsedelim…

• Eskişehir Şehir Hastanesi’nin açılışı ile 995 yatak kapasiteli Eskişehir Devlet Hastanesi kapanıyor. Yunus Emre Devlet Hastanesi’nin de kardiyoloji, onkoloji gibi bazı bölümleri şehir hastanesine taşınacak. Böylelikle 1081 yatak kapasiteli şehir hastanesinin açılışı ile sadece 86 yeni yatak hizmete sunulacak.

• Eskişehir şehir hastanesi için ihaleyi alan AKFEN şirketinden çıkan para yaklaşık 1 milyar 678 milyon TL iken devletin bu şirkete ödeyeceği para ise bu günkü değer ile 3 milyar 225 milyon TL olacak.

• Kira bedeline ek olarak inşaat firmasının hazine garantisi nedeniyle güvenlikten laboratuvara, görüntüleme hizmetlerinden temizliğe kadar birçok hizmetten de para kazanması öngörülmüş.

• Koruma, tetkik ve tedavi sürecinde, tıbbi gerekliliklerden çok, “müşteri memnuniyetinin” rol oynaması, İyi otelcilik hizmeti sunulması, daha çok tetkik yapılması, hekimin tetkik, tedavi ve karar süreçlerindeki denetimini sınırlandırması bu uygulamanın belirgin özelliği.

Tek başına işletmeci şirkete ‘hasta garantisi’ verilmesi bile durumun absürtlüğünü anlatmaya yetiyor.

Yani devlet vatandaşımı hastalıktan koruyacağım, koruyucu sağlık hizmetlerini geliştireceğim demiyor.

‘Sana garanti veririm ki şu kadar hasta gelecek’ diyor. ‘Gelmezse de gelmiş say, ücreti benden!’

Tabi halkını zorla hasta edip hastanelere düşürecek değil ya, hepimizin ortak vergileriyle oluşan bütçeden şirkete ücretini verecek.

Tıpkı 3. Köprüdeki gibi, hastane yönetici şirketi hasta varmış gibi ücretini alacak.

Tabi halk vergisini vermiş gibi yapamayacak!

Haberler