BİZİM KAZIM

Soner Uçak Yazdı...

Şehirlerde insanlar gibi insanı sahiplenir.

Tutup da kolundan samimi bir ısrar ile oturtamaz sofraya belki ama, sofrasından hiç eksik etmez sahiplendiğini.

Şehrin elleri de, tıpkı bir insan gibi sıkar insanın elini.

Ve her şehir, elini sıktığının samimiyetine teslim etmek ister kendini tıpkı bir insan gibi.

Mesleğe mensubiyet ile şerefyap olduğumu zannettiğim zamanlardan tanırım.

Kent Konseyi başkanlığında neyse, milletvekilliğinde oydu.

Belediye başkanlığında da.

Etrafına çekilen bütün duvarları tek hamleyle yerle bir eden bir samimiyet…

Yazdıklarım abartı gelir derseniz.

Gidin sorun Kazım Kurt’u, Eskişehir’e

Mükemmel bir kent konseyi başkanı mıydı? Bilmiyorum.

 Milletvekilliği performansı ile dudak ısırttığını bilirim ama umursamıyorum.

Belediye başkanlığı koltuğunda nasıl durduğu ile ilgili bir dava da değil üstüne üstlük.

Ben bizim Kazım’dan söz ediyorum.

“Kazım abi” denildiğinde veyahut “sayın başkan” veya “vekilim”…

Bizim Kazım’dan bir adım geriye ya da ileriye düşmemiştir.

“Durduğu yer neresi?” derseniz

 Kendi tabiri ile 70’lik kıdemli vatandaşlarla, 7’lik acemi vatandaşların ortasında

Kazım Kurt’u yazma gereğini iki mevzudan dolayı hissettim.

İlki Atatürk’le bir gün galerisi, diğeri oğlu Can’ın evliliği…

Atatürkle bir gün galerisini gazetecilere gezdirirken ki heyecanı ve oğlu Can’ı evlendirirken samimi tavırları...

Kazım Kurt’un yaptığı her neyse.

Samimiyeti, inatçılığı, lafını eveleyip gevelemeden söylemesi, tartışmaları bir inat malzemesi değil, bir akıl muhakemesi olarak görmesi…

Bir meydan okumadır belki de Kazım Kurt’un ki,

Belki bir hüner; doğruda durmanın mütevazı bir ısrarı…

Evet, Eskişehir’in bir Kazım Kurt’u var.

Zaman zaman yerel siyasetin yapaylığında doğallık arayan bizler için…

Haberler