Baro Başkanı Elagöz: Barolar hiçbir siyasi partinin arka bahçesi değildir ve olamaz..

Eskişehir Adliyesi'nde adli yıl açılışı yapıldı. Açılışa Odunpazarı Belediye Başkanı Kazım Kurt, CHP Eskişehir Milletvekili Utku Çakırözer katıldı. Adli yıl açılışında konuşan Eskişehir Baro Başkanı Mustafa Elagöz “Yargı,malesef yürütmenin bir organı olarak görülmeye çalışılmakta, yürütmenin emir ve talimatlarına uygun şekilde davranmaya zorlanmaktadır. Yürütme, bu anlayışından derhal vazgeçmelidir” dedi.

Baro Başkanı Elagöz: Barolar hiçbir siyasi partinin arka bahçesi değildir ve olamaz..
01 Eylül 2020 Salı 15:04

Adli yıl açılışında konuşan Elagöz, yargının bağımsızlığının önemini belirttiği konuşmasında şu ifadelere yer verdi:Devleti devlet yapan, güçlü kurum ve kuruluşlarıdır. Devlet, bireyler üzerinde değil, kurumlar üzerinde yükselir. Bir devlette güçlü olması gereken kurumların başında da Yargı kurumu gelmektedir. Güçlü ve bağımsız yargı , demokrasilerde özgürlüğün  güvencesi, kişi hak ve hürriyetlerinin, hak arama özgürlüğünün teminatıdır.  Siyasal iktidar ve farklı baskı gruplarının etkisinde kalmayan, ideolojik kaygı taşımayan yargı, kuvvetler ayrılığının yaşamsal dayanağıdır. Bağımsızlığı olmayan bir yargı, süreç içerisinde siyasallaşacağı gibi tarafsızlığını da yitirecektir. Ancak ülkemizde Yargı,malesef yürütmenin bir organı olarak görülmeye çalışılmakta, yürütmenin emir ve talimatlarına uygun şekilde davranmaya zorlanmaktadır. Yürütme, bu anlayışından derhal vazgeçmelidir. Sorun sadece yürütmede mi? Yürütmenin bu emellerine çanak tutanlar da bundan sorumludurlar. 2016 yılından bu yana Adli yıl açılış törenleri Yürütmenin merkezi Cumhurbaşkanlığı külliyesinde yapılmaktadır. Geçen yıl krize dönen bu durum, maalesef bu sene de tekrar edilmektedir. Yargıtay, Adli yıl açılış törenini bu sene de Cumhurbaşkanlığı külliyesinde yapmaktadır. Bu durum Yargı bağımsızlığına açıkça aykırıdır ve yürütmenin emellerine çanak tutmaktır.  Yargının en üst mevkiinde olanların, önce yargı bağımsızlığına sahip çıkması ve buna uygun olarak davranması zorunludur. Adli yıl açılış töreninin külliyede yapılmasını, Eskişehir Barosu olarak bir kez daha kınıyor ve yargı bağımsızlığını korumakla yükümlü olan yetkilileri, oturdukları makamlara uygun davranmaya  davet ediyoruz.

2017 anayasa değişikliği ile HSYK , HSK olmuştur. Yapılan Anayasa değişikliği ile Hakim ve savcıların tayin, terfi, disiplin ve özlük işleri ile ilgilenenHSK’nınfiilen tüm üyelerinin, yürütmenin başı tarafından atanması, yargının yürütme erkinin emrine sokulmasına sebebiyet vermiştir. Hakim ve savcılarımız ciddi baskı altındadırlar. Bu baskının derhal kalkması ve yargının bağımsız bırakılması gereklidir. Yargı bağımsızlığından kastımız, sorumsuz bir yargılama düzeni değil, sorumluluk bilinci ile, kendi içinde denetlenebilir, kanunlara ve vicdanlara uygun kararların verildiği bir yargı düzeninin varlığıdır.  Getirilen sistemle yürütmenin istemediği kararları veren hakimler ya görevden alınmakta, ya tenzili rütbeye tabi tutulmakta yada istemediği tayinlere mahkum edilmektedir. Böyle bir ortamda yargı bağımsızlığından bahsetmek abesle iştigaldir.Yargının bağımsızlığı sadece süslü laflarla değil, fiili uygulamalarla kendini gösterir.Gelinen noktada ülkemizde adalet maalesef ortadan kalkmıştır.Hukukun üstünlüğünün değil, üstünlerin hukukunun egemen olduğu bir toplum düzeni inşa edilmiştir.Bugün ülkemizde adalete olan güvenin dip seviyelere düşmesindeki ana sebep de budur.  Yargı; ancak ve ancak özgürlük felsefesi ile donatılmış, siyasal baskılardan yılmayan yargı mensupları ile, hukukun üstünlüğünün teminatı olabilir.

Yargıdaki en önemli sorun YÜRÜTME erkinin ta kendisidir.. Sınır tanımayan, anayasa, yasa nedir bilmeyen yürütme,Anayasaya bağlı kalarak , devletin her kurumunu kendisine bağlı bir organ haline getirip güçler ayrılığından güçler birliği sistemini yaratma  gayretinden kurtulmalıdır. Aksi takdirde ülkemizde ne huzur kalacak, ne adalet ne de can ve mal güvenliği kalacaktır. Yargı kendi mecrasında bırakılmalıdır. Aksi takdirde yargı sistemimiz yargısız infaz sistemine dönüşecektir. Bugün yaşadıklarımız da  bunu göstermektedir.

Türk yargı sistemimiz kadrolaşmadan  dolayı her geçen gün kan kaybetmekte, adil olmayan kararlarla toplumun adalete olan güveni yok olmaktadır. Yeterli donanıma sahip olmayan, iktidar partisinin teşkilat görevlilerinin hakim ve savcı yapıldığı bir ülkede kimse bize yargının tarafsız ve bağımsız olduğundan bahsetmesin.

Ülkemizde adalete olan güveni kalmayan yurttaş,  artıkyazılı , görsel ve sosyal medyayı bir baskı aracı olarak kullanarak adalet aramaya başlamıştır. Ülkemizde toplumsal baskı oluşturulmadan artık sağlıklı bir karar almak imkansız hale gelmiştir. Bu durum biz hukukçular için kabul edilemez bir durumdur. Sosyal medyanın artık bir baskı aracı olarak kullanıldığı bir ortam, ülkemizdeki adaletin ne noktaya geldiğinin açık delilidir. Adalet toplumsal baskı ile değil, hak ve hukuktan sapmayan, özgür düşünebilen ve kendisini baskı altında hissetmeyen liyakatli yargıçlar eliyle sağlanmalıdır. Ancak savunduğumuz bu idealler gerçekleşemediği için toplumda kendisine göre haklıdır. Liyakatın yerini SADAKATİN aldığı bir sistemde kimsenin hukuk güvenliği olmaz, olamaz. Böyle bir sistemde adil yargılanma ve doğru mahkeme kararları çıkması beklenemez.

Yargının iyileştirilmesi ve yargılama süreçlerinin hızlandırılması amacıyla uygulamaya konulan her yeni düzenleme yargı sistemini hızlandırmak yerine yargıyı daha da yavaşlatmaktadır. Bölge Adliye Mahkemelerinin yeniden kurulması, Arabuluculuk ve uzlaştırma gibi kurumların yargı hayatına sokulması, geldiğimiz nokta itibariyle bırakın yargılamaların hızlanmasını, hergeçen gün yargılamaları uzatan ve vatandaşın hak araması için daha fazla maliyetlere katlanmasına sebep olan bir sistem haline gelmiştir. Yapılacak iyileştirme çalışmalarında sahada görev yapan biz avukatların ve Baroların görüş ve önerilerinin dikkate alınması gerekirken, ben yaptım oldu mantığıyla yapılan bu gibi düzenlemeler yüzünden istenilen amaca ulaşılması da mümkün değildir.

Son 18 yılda 13.000 civarında kanun değişikliği yapılmıştır. Bu değişiklikler, genellikle hukuk litaratürümüze yeni girmiş olan torba yasalarla gerçekleştirilmektedir. Torba yasa denen kavram ile birbiriyle alakası olmayan her türlü kanun değişikliği bir arada yapılmaktadır. Türkiye Büyük Millet Meclisi bir fabrika gibi çalışmakta , neyin kanunlaştırıldığını dahi bilmeden meclisten geçirilen yasalarla ülkemiz tam manasıyla bir kanun karmaşası devleti haline gelmiş bulunmaktadır. Yine Ülkemizde son yıllarda giderek artan biçimde temel kanunlarda da değişiklik yapılmaktadır. Bu değişikliklerin hemen hemen tümü hiç tartışılmadan, ilgili kişi ya da kurumlara görüşleri sorulmadan, aceleyle Türkiye Büyük Millet Meclisine getirilerek kısa sürede kanunlaşması sağlanmaktadır. Acele ile kanunlaştırma telaşı bir süre sonra aynı kanun üzerinde defalarca değişiklik yapılması zorunluluğunu ortaya çıkarmaktadır.

Kürsü hakimlerinin ortalama kıdeminin 2,5-3 yıl olması göz önüne alındığında, mahkemelerden de adil kararlar çıkması her geçen gün zorlaşmaktadır.

Tüm itirazlarımıza rağmen,her şehre kadrosu olmayan hukuk fakültelerinin açılması, kontejyan sınırlamasının istediğimiz seviyeye bir türlü çekilmemesi, niteliksiz hukuk fakültesi eğitimi sonucu mezun edilen binlerce genç hukukçu maalesef meslek yaşamlarında bintürlü sorunla karşı karşıya kalmaktadırlar. Avukatlık sınavının 2020 yılı için uygulanması talebimiz oy kaygısı ile 2024yılından itibaren uygulanmaya başlayacaktır. Bu süreçte 80.000 hukuk fakültesi mezunu daha aramıza katılacaktır. Ülkemizin çok sayıda hukuk fakültesi mezununa değil, NİTELİKLİ HUKUKÇULARA ihtiyacı vardır.Popilist politikalarla ülkemizde hukuk, malesef can çekişmektedir. Bunun telafisi de neredeyse imkansız hale gelmiştir. Unutulmasın ki; hukuk bir gün herkese lazım olacaktır.


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.